
24 EKİM 2001 ÇARŞAMBA
Eşarp!..
Pazartesi akşamı NTV'de beni gördünüz mü?.. Boynumdaki eşarp dikkatini çekti mi bilmem..
İpek üzerine tamamen el işi bir ebru.. Ebru ne?.. Artık unutulmakta olan Türk el sanatlarının en güzellerinden biri.. Amerika'ya giderken ordaki akrabalara yığınla armağan götürdüm.. Sadece ebruda büyülendiler..
Bu eşarbı Bursa Necatibey Meslek Lisesi öğrencileri yapmışlar..
Bendeki eşarp merakını bilirsiniz.. Dünyanın neresine gitsem mutlak bir eşarpçı dükkanına uğrarım. Bu yüzden bu konuda uzman sayabilirim kendimi.. İşte buna dayanarak söylüyorum, bu kadar güzel bir eşarbım daha önce olmamıştı.. Hem o büyüleyici ebru deseni ile burgulanmış renkler, hem de insanın boynunu adeta okşayan ipeğin dokunuşu..
Bursa'ya mutlak gideceğim.. Bu okulu gezeceğim ve bu eşarplardan alabildiğim kadar alacağım..
Beni bu eşarpla tanıştıran Sultanahmet Rotary Kulübü oldu. Ebru, hat, tezhip, minyatür gibi kaybolmakta olan Türk El Sanatları üzerine bir sergi düzenlemişler.. Geçen hafta Cuma günü.. Gidemedim. Meğer sergi bir günlükmüş.. Yazık.. Olur mu?..
Kaybolmakta olan bu sanatlar üzerine sergi üstüne sergi yetmez, seminerler, tartışmalar düzenlemek gerek..
Bunlar usta işi sanatlar:. Ustadan çırağa sürmüş, yüzyıllar boyu.. Şimdi son ustalar.. Çırak çıkmıyor.. Çünkü biz unutunca, iş cazibesini kaybetmiş. Gençleri çekmez olmuş..
Oysa.. Oysa bunlar dünya durdukça durası, çok güzel, çok özel, çok değerli ve çok "Biz" sanatlar!..
-----------------------------------------------------------------------------------------
3 KASIM 2001 CUMARTESİ
En güzel doğum günümdü..
Bu devlet üstün hizmet madalyasını, Mustafa Taviloğlu'na vermeli.. Bir yanda, felaket tellalları "Batıyoruz.. Batacağız.. Yakındır.. Kurtuluş yok" diye kıyameti kopara dursun, Mustafa Taviloğlu, ülkesine, ülkesinin olanaklarına ve ülkesinin insanına hem de nasıl güvendiğini birbiri ardına kanıtlarcasına, en yakın dostlarının bile "Çılgınlık" dediği işleri yapıyor..
Bu ülkenin en iyimser ekonomistlerinin "Kriz sona erecek, ama bugünlerde küçülmek gerek" tavsiyeleri ile ortaya çıktığı ortamda, birbiri ardına "Dev" mağazalar açıyor.. Birbiri ardına, üreticilere "Verin mallarınızı satayım" diyor.. Birbiri ardına, insanlara yeni iş imkanları sağlıyor..
"Dev" sözcüğünü lafın gelişi kullanmadım..
Maslak'ta Mudo Consept, bir süper mağaza.. Dolaş dolaş bitmiyor.. Onun az ilerisine taşıdığı Mudo Garage, ucuzu ucuz değil, kaliteyi, markayı ucuz satma sloganı ile kurulan Mudo Garage gene binlerce metre kare..
Antalya Migros Alışveriş Merkezindeki Mudo City için, iki günde bir güneye uçuyor.. Bugün yarın açılacak.. Adana sırada.. Marmaris'i hem de yaz sona ererken cesaretle açmıştı. Yazmıştım.. Ankara dillere destan.. Hala gidip göremedim..
"Hazır ol, perşembeye Bursa'ya gidiyoruz" dedi.. Bursa'yı açacakmış.. "Harika bir iş merkezi açıldı. Ordaki dükkanı açmaya gidiyoruz.."
Mudo, benim ayağımın uğuruna inananlardan.. Yeni bir işe başlarken ille orda olmalıyım..
Rahmetli annem, babam ve ağabeyim dışındaki tüm aile fertlerinin elbiselerini diker, herkesin kışlıklarını, evin örtülerini de örerdi.. Makası, tığı, şişleri eline aldı mı, "Hıncal koş koş" diye bağırırdı. Ben de her defasında "Ne oluyor" şaşkınlığı ile koşardım.. O ilk hamleyi yaparken üzerine ben geldim mi, elindeki iş hemen ve en güzel bitermiş.. Bir defasında ben koşamadan ağbim Öcal girmişti de.. Neyse şimdi kardeş kavgası çıkarmanın alemi yok..
Onno ile Sezen yeni yaptıkları şarkıyı ilk benim dinlememin uğuruna inanırlardı.. Sabahın üçünde, dördünde telefonum çalardı.. "Yeni bitti, dinle" diye..
Aykut (Hamzagil), Abdullah (Kiğılı), Mudo, bir de Ertekin.. Niye Ertekin.. Bunca kederli Fenerli ile tüm bir günü geçirecek halim yok ya.. Ertekin de olmalı, beni yalnız bırakmamak için.. Bir de Sevgili Lüset.. Mudo'nun eşi..
Eskihisar'dan arabalı vapura bindik.. Bir seyyar kasetçi anında Apo'yu kazıkladı.. "Yolda dinleriz" diye İbo'nun yeni CD'sini aldı.. Korsan.. Bandrol yok.. Kapağı yok.. "Olacak şey değil" dedi, Apo.. "Bu CD çıkalı üç gün oldu yahu.. Korsanları etrafı sarmış bile.."
Bir boyacı dolaşıyor.. "Gel" dedim.. "Tüm pabuçları boya.. Bu ülkede krizi aşacaksak, her fırsatta iş hacmi yaratacağız.. Bu adam da, akşam evine ekmek parası götürmeli.." Boyadı hepsini.. "Şimdi öde bakalım" dedim, Apo'ya.. Eee.. İş hacmini de akıllı yaratacaksın.. Apo 10 milyon verdi.. Onun kesesinden bir de hovardalık yaptım, boyacı üstünü sayarken.. " Kalsın, kalsın.." diye..
Vapurdan keyifle indik.. Ver elini Bursa.. İlk durak Necatibey Kız Meslek Lisesi.. Buradaki harika Ebru sınıfını, Abdullah'a, Aykut'a ve Mudo'ya göstereceğim, bakalım, neler yapacaklar, bu gençleri desteklemek, onları yurda ve dünyaya tanıtmak için..
Müdire Şenel Hoca hanım ve arkadaşları bizi bekliyor.. Birlikte, doğru, Ebru atölyesine gittik.. Kocaman bir masanın üzerine hazırlık yapılmış.. Masa üzerinde ayni boyda dikdörtgen bir tepsi var. Tepsinin içinde şeffaf bir sıvı.. Konsantre nişasta ile hazırlanıyormuş bu sıvı.. Ebru'nun temeli.. Öğrenciler, ellerindeki fırçaları boya kutularına daldırıp, bu sıvının üzerine damlatıyorlar.. Mavi, kırmızı, yeşil, sarı.. Artık hangi renkler kullanılacaksa.. Bu boyaların hepsi ithal.. Ebru bizim, boyamız ithal.. Niye?..
Damlayan boya sıvının üzerine yayılıp büyücek bir halka oluşturuyor.. Sonra bunun göbeğine, başka renk bir minik damla daha.. O da içerde daha minik bir halka.. Sonra Ebrucu kızımız eline bir çöp alıp o içiçe halkaları desen haline getiriyor, çiçek yapıyor mesela.. Sonra boy boy taraklarla boydan boya, yeni bir desen oluşturuyor.. Yani aklınıza ne gelirse.. Sonunda ortaya çok hoş bir görüntü, bir renk cümbüşü çıkıyor.. Yumuşak, okşar gibi, içiçe renkler.. Sonra bembeyaz bir ipek geliyor.. Tam o tepsinin ebadında.. Dünya ipeğinin merkezi Bursa'da bu ipek de Çin'den ithal.. Hadi buyrun bakalım.. Bu ipek tül gibi kumaş, dört bir ucundan tutularak tepsinin üzerine yavaşça yayılıyor. İpek boyaları anında emiyor ve o desenler aynen kumaşa çıkıyor.. Sonra bu kumaşı tepsinin bir kenarından dışa doğru çekiyorlar.. Bu sırada o yaş boyalar nasıl kaymıyor, niye birbirine girmiyor, desen nasıl aynen kalıyor, anlamak mümkün değil. Bir mucize.. Bir sihir.. İşte Ebru sanatı bu..
Hepimiz büyülendik..
"Bak Mudo" dedim.. "Bu ülkeye batıdan gelen turistler, el emeği göz nurunun değerini çok iyi bilirler.. Hani yazın seninle Marmaris'e gitmiş, Serkan Yazıcı'nın binlerce kişiyi konuk eden o koca tatil köyünde kalmıştık ya.. Bu yaz orada bir atölye açalım. Kızlar hem o şirin çarşısı vardı ya köyün, orada herkesin içinde çalışsınlar. İsteyene öğretsinler.. Bu arada okullarının el işlerini de satsınlar, hafta içinde.. Hafta sonlarında da, senin dükkana gelip oranın girişinde şovlarını yapsınlar. İnsanlar böyle şeylere meraklı.. Küba, puroyu, nasıl yapıldığını göstererek satar. Fransa'da kristalciler, Kapadokya'da çömlekçiler böyle ilgi toplarlar.."
"Yazı beklemeyelim" dedi Mudo, "Bu kış, Mudo Consept'de bir hafta sonu, bu gösteriyi yapalım.. Ben ağırlar, yer de veririm. Tüm gelir de okula gider.."
Aykut, masa, yatak örtüleri ile ilgilendi.. "Ben bunları satabilirim. Deneyelim" dedi. Apo eşarplara daldı.. "Bunlar çok güzel, ama kadınlar için. Ben hep erkek satıyorum" dedi.. Boynumdaki ebru eşarbı gösterip "Bu ne" dedim.. "Doğru yahu" dedi.. "Benim burada üç mağazam var. Müdürüm hemen sizinle temasa geçsin. Bu güzel el emeklerini, boyunlara eşarp, göğüs ceplerine süs mendili diye satabiliriz.."
-------------------------------------------------------------------------------------------------------
1 ARALIK 2001 CUMARTESİ
Benim harika medyam!
Kaç yıl oldu bilmem.. NTV'de 90 Dakika diye bir program yapıyoruz.. Kenan, Haşmet, ben.. İyidir, kötüdür, o ayrı.. Bu programın öteki spor programlarından bir farkı var.. Burada kavga yok, döğüş yok, karşılıklı hakaretleşme gösterileri yok.. Telefonla bağlanıp şov yapma, ortalık kızıştırma yok. Bu programda futbol konuşuluyor, tartışılıyor ve de bazı dikkatli izleyicilerin gözünden kaçmadığı gibi yaşamın ta kendisi, felsefesi gündeme getiriliyor..
Medya yıllarca bu programı görmezden geldi, en değerli İletişim Ödüllerini alırken.. Sonra birden patladı.. Her yerde 90 Dakika konuşulmaya başlandı..
Hıncal Uluç, bir eşarp takmıştı da.. Pembe bir eşarp.. Hepsi bu..
Dünyanın en güzel renklerinden birine, bir de eşcinsellik iması yükleyip, sözüm ona espri yaptılar..
Ben 40 yıldır, eşarp, fular takarım. Koleksiyonum, TV belgesellerine konu oldu. Bu eşarpları Bursa Necatibey Kız Meslek Lisesi Ebru atelyesinde buldum.. 50 tane kadar satın aldım, ilk Bursa'ya gidişimde.. Hem eşarbı sevdiğimden, hem de bu lisemizin, kaybolmakta olan sanatlarımızdan birini yaşatma çabasına destek olmak için.. Takıyorum.. İftiharla.. Gururla.. Keyifle..
Magazin programları, komikler, beni "Haftanın Rüküşü" bile ilan ettiler..
90 dakika gibi, bu ülkenin en kaliteli futbol programı, medyaya benim eşarbım sayesinde taşındı.
-----------------------------------------------------------------------------------------